Bitkisel Beslenmeye Nasıl Başladım?

Sade bir bireyin gıda tüketimi üzerine kişisel bir değerlendirme

Başlamadan bir uyarıda bulunayım. Bu yazıda anlatılanlar kişisel deneyim ve görüşler içermektedir. Sağlığınızla ve beslenmeyle ilgili kararlar vermeden önce mutlaka uzman kişi ve kurumlardan destek almanız tavsiye edilir.

Yakın çevremde beni tanıyanlar, tamamen bitkisel beslendiğimi biliyorlardır. Nisan 2020 itibariyle bitkisel beslenme deneyimimde iki senemi doldurdum. Sizlerle bu iki sene boyunca neler yaşadığımı paylaşmak ve bu yola adım atacak insanlar için bir yol göstermek hedefindeyim.

Öncelikle bitkisel beslenme nedir? Adından anlaşılabileceği üzere sadece bitki kaynaklı yani sebze, meyve, tahıl, baklagil, tohum, çekirdek gibi ürünlerin tüketildiği ancak et, balık, yumurta, süt ürünleri, bal gibi hayvansal hiçbir ürünün tüketilmediği bir beslenme şeklidir. İnsanoğlu,  bu beslenme biçimini uzun bir süredir uygulamaktadır. Daha karanlık çağdayken ilk insanlar, taşları yontup avlanmayı öğrenmeden ve ateşi bulmadan önce etraftan topladığı yemiş ve bitki kökleriyle hayatta kalmış ve medeniyet bu günlere kadar gelmiştir.

Bu ufak tarihsel bilgiden sonra kendi geçmişimle ilgili biraz konuşmak istiyorum. Ben oldum olası sebze ve baklagillere bayılan birisiyim. Belki de sevgili annemin o lezzetli tariflerinden kaynaklı bu hislerim. Birkaç sene öncesine kadar yemediğim bamyayı da artık sevdiğime kanaat getirdikten sonra sevmediğim bir yemek yok diyebilirim. Neyse… Beş yaşında geçirdiğim bademcik ve geniz eti ameliyatının ardından iştahım inanılmaz ölçüde arttı. Tıfıl bir çocukken yanlış beslenme ve hareketsizlik sonucu birkaç senede fazla kilolu bir insan haline geldim. O zaman obezite diye bir hastalık konuşulmazdı ama şu an düşündüğümde o dönemlerde obezite sınırında bir çocuk olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.

Sonraki yıllar bir miktar kilo versem de üniversiteye başlayana kadar fazla kilolarımdan kurtulamamıştım. Üniversite yıllarımda bu durumu tersine çevirmek istiyordum. Bu sebeple fiziksel olarak daha aktif yaşamayı, daha dikkatli ve ölçülü beslenmeyi düstur edindim. Beslenme ve sağlıkla ilgili birçok kaynaktan zaman zaman araştırma yapmaktaydım. Bitkisel beslenme ile ilgili konulara denk geldiğimde ise çok şaşırmıştım. Olayın sağlık boyutunun dışında, hayvan hakları ve ekoloji konusunda birçok yeni bilgi edindim. Ancak hiçbir şekilde radikal bir değişikliğe gitmeye o zaman cesaret edemezdim. Beslenme konusunda benim için ilk kırılma anı, 2016 yılı yazında oldu. Erasmus+ programım tamamlandıktan sonra Prag’dan İstanbul’a döndüğüm ilk gün babamın kanser tedavisi görmeye başladığını öğrendim. Bu haberi aldıktan birkaç gün sonra kesin bir şekilde tatlıyı hayatımdan çıkararak Tatlı Yemeyi Nasıl Bıraktım? başlıklı yazımda yaşadıklarımı paylaştım. Yaklaşık üç buçuk senedir de aynı şekilde devam etmekteyim. Bu yaşadığım ilk kırılma anı, bana besinlerle olan ilişkimizi sorgulamama ve ayrıca beslenmeye olan bakışımız hakkında birçok şey öğrenmeme neden oldu. Hala da öğrenmeye devam ediyorum. Artık daha iradeliydim. Bir meydan okumayı başarıyla tamamladığımı, öz irade ve özgüvenimin daha yükseldiğini hissettim. Birkaç senedir vejetaryenlik ve veganlık konusunda işin sağlık boyutu dışında etik ve çevresel boyutlarını vurgulayan birçok içerik okumuş ve belgesel izlemiştim. Neden evcil hayvanlarımıza ve sokak hayvanlarına verdiğimiz değeri başka canlılar için de göstermiyorduk? Artık vicdani olarak kendimi rahat hissetmiyordum. Tükettiğim her parçanın bir hayvan bedeninden elde edilerek tabağıma geldiği gerçeği ve gezegenimize verdiğimiz zarar beni açıkça germeye başlamıştı. Çevremde az da olsa vejetaryen hatta vegan beslenenleri gördükçe bunun yapılabileceğinden emin oldum.  Bu sebeple 2017’ye girerken yeni kararlar alarak vejetaryen beslenmeye başladım. Et ürünlerinin sakatat da dahil her çeşidini seven biri olarak hayvanlara yaşattığımız bu korkunç durum, beni sonunda harekete geçirmişti. Artık et, tavuk, balık gibi hayvanları gıda olarak tüketmeyecektim. Bu da işte ikinci kırılma anımdı.

“Eğer mezbahaların cam duvarları olsaydı hepimiz vejetaryen olmuştuk.“

-Paul McCartney

Vejetaryen beslenmeye başladıktan sonra hayatımdan hiçbir şey eksilmedi. Aksine, kendimi mental, fiziksel ve psikolojik olarak daha iyi ve enerji dolu hissetmeye başladım. Aynı etkiyi tatlı yemeyi bıraktıktan sonra da yaşamıştım. Evet, hala yumurta ve süt ürünleri tüketmeye devam ediyordum ancak et tüketimimi sonlandırmış olmak, hayvanlara olan sorumluluğumuz karşısında beni en azından bir nebze rahatlatıyordu. Ailemin ve arkadaşlarımın bazen yargılayıcı bazen de meraklı tavırları karşısında böyle beslenmeyi sürdürdüm. Benim için çok kolay bir geçiş olmuştu. Zaten yemek seçen biri değildim. Sadece belli şeyleri yemeyecektim. Ancak o dönemde benim de kafama işlenmiş olan et yememenin protein eksikliğine sebep olacağı klişesiyle beraber daha fazla peynir, yumurta ve yoğurt tüketmeye başlamıştım. Özellikle peynir ve yoğurt benim hayatımda vazgeçemeyeceğim tek besinlerdi o sıralar. Bu sebeple tamamen bitkisel yani vegan beslenmeye hemen geçiş yapamadım. Alıştığımın dışında yeni bir beslenme biçimine başladığım için altı ayda bir kan tahlili yaptırmaya başladım. Amacım vücudumda yaşanan değişimin olumlu veya olumsuz etkilerini görebilmekti. Olaya tamamen bilimsel bir açıyla bakmaya çalışıyordum. Zamanla kan değerlerimde pozitif değişiklikler yaşandı ve bu benim için çok motive edici bir gelişmeydi. Hem hayvanlara zarar vermiyordum hem de sağlığım yerindeydi. Bir senemi doldurduktan çok kısa bir süre sonra vejetaryen beslenmemin de inandığım değerlerle çeliştiğini hissetmeye başladım. Yumurta yemeyi sürdürerek, tavukların kapalı ambarlarda güneş görmeden tıkış tıkış yaşamaya çalışmalarına ve erkek civcivlerin piyasada değeri olmadığı için öldürülmelerine hizmet ediyordum. Süt ürünleri tüketmeye devam ederek, ineklerin buzağılarına vermesi gereken sütü ben gasp ediyordum. Halbuki insan dışında başka hiçbir canlı, zorunlu kalmadıkça başka bir canlının sütünü tüketmiyordu. Kendimi hem tutarsız hem de suçlu hissediyordum. Bu sebeple önce yumurtayı hayatımdan çıkardım. Ardından da belli aralıklarla süt, tereyağı, yoğurt ve en sonunda vazgeçilmezim dediğim peyniri de hayatımdan çıkararak tamamen bitkisel beslenmeye başladım. Üçüncü ve son kırılma anım da işte bu oldu.

Tamamen bitkisel beslenmeye başladığım iki senenin ardından 25 senelik hayatımın en doğru kararlarından birini verdiğimi hissediyorum. Ana motivasyon kaynağım tabiki hayvanlardı ancak bunun yanında sağlığıma olan etkileri de beni sevindirmişti. Araştırdığım kaynaklar aracılığıyla dengeli ve planlı vegan beslenmenin tüm yaşlar için uygun olduğunu gördüm. Sebze, meyve, baklagil ve tohumları bir arada tüketerek sağlıklı beslenebileceğimize inandım. Hepimizin kafasına doğduğumuz andan itibaren işlenmiş [protein = et] denkleminin ne kadar hatalı olduğunu anladım. Fazla kilolarımdan kurtularak ideal kiloma ulaştım. Ne kadar fazla yemek yesem de kilo almıyordum artık ki benim gibi iştahı yüksek biri için bu inanılmaz keyifli bir durumdu. İki senelik bu süre zarfında yoğun karlar içinde bir dağın zirvesine çıkmak, denizin 20 metre aşağısına dalmak ve iki adet yarı maraton koşmak dahil olmak üzere birçok farklı sportif faaliyette bulundum. Ayrıca sanılanın aksine hiç de pahalı bir beslenme biçimi olmadığı, hayvansal ürünleri tüketmenin daha maliyetli olduğuna emin oldum. Birbirinden lezzetli, kaliteli ve uygun fiyatlı besinleri tüketmenin zevkine eriştim. Daha farklı tarifler deneyerek alışılmış lezzetlerin dışında da çok zengin ve çeşitli bir dünya olduğunu gördüm. Bugünlerde artık sadece yediklerimde değil; ev eşyalarından, kıyafet ve ayakkabılarıma, kişisel bakım ürünlerine kadar kullandığım tüm ürünlerde hayvansal bir ürün ihtiva etmemesine de özellikle dikkat etmeye başladım.

“Veganlık bir fedakarlık değildir. Bir keyiftir.”

-Gary L. Francione

Tüm bunlardan sonra bitkisel beslenen doktor, diyetisyen ve sporcuların sayısının günden güne arttığını ve hatta ünlü birçok insanın da bu şekilde beslendiğini gördükten sonra artık bunun basit bir trend olmadığını; aksine gezegenimizi paylaştığımız diğer canlılara ve doğaya olan sorumluluklarımızı yerine getirmek için yaşanan bir aydınlanma olduğunu düşünmeye başladım. Özellikle insanlık, gündemimizdeki Covid19 salgınının ve geçmişte yaşanan benzer salgınların hayvanlarla olan yanlış ilişkilerimizin sonucunda ortaya çıktığını fark ettikten sonra bu aydınlanmanın daha da büyük çapta yayılacağını hissediyorum. Ve inanıyorum ki yakın bir gelecekte daha fazla insanın bitkisel beslenmeye başladığı ve bunun yeni bir norm olacağı günleri göreceğiz. Dünya bize yeteri kadar zengin ve çeşitli bitkisel kaynaklar sunuyor. Sizce de gezegene yön verdiğimizi iddia eden canlılar olarak bu gidişata bir dur demenin ve hayvanları kullanmayı bırakmanın zamanı gelmedi mi?

“Görünen köy kılavuz istemez.”

Yayınlayan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.