Alışkanlıkların Gücü ve Rutine Övgü

Yine bir Pazar sabahına gözlerini açtın. Ağzında dün gece içtiğin paket paket sigaranın dayanılmaz kokusu, midende kadeh kadeh içtiğin şarabın ağırlığı ve başında dehidrasyon sebebiyle oluşmuş şiddetli ağrı… Evet yine dün geceden kalmaydın. Yanı başında 53. kez ertelediğin telefonunun saatine baktın ve gözlerin daha da açıldı. Sabah değil, öğlen olmuştu bile.

Hay aksi, annenleri de havalimanından almaya söz vermiştin. Arayıp taksiye atlayın mı diyecektin gene? Hemen kafandaki düşünceyi silip apar topar mutfağa gittin. Bir bardak soğuk suyla bir adet Alka Seltzer’ı indirdin midene. Hızlıca banyoya yönelip duşa girmeden bir tartıya çıktın. O da ne? Bir haftada iki kilo almayı nasıl başarmıştın? Dün gece iş arkadaşlarının yüzüne söyledikleri doğruymuş demek. Pantolonun son iki haftadır sıkmaya başlamıştı zaten. Hemen duşa girerek başından aşağı akan suyun bedeninin her noktasına temas etmesini bekledin. Şirketin dünkü ürün lansmanı gecesinde yaşadıkların tek tek aklına gelmeye başladı. Bu kadar yoğun ve yorucu bir gece olacağını tahmin edemezdin tabii. Duştan çıkıp hızlıca giyindin. Her şeyi yanına aldığından emin olduktan sonra otoparktaki arabanın yanına indin. Kontağı çevirmeden önce camdaki yansımana “Artık düzene sokmam gerekiyor kendimi.” dedin içinden belki yüzüncü kez. Yarın sabah şirketin anlaşmalı olduğu spor salonuna tekrar yazılacak, alkol ve sigarayı bir müddet bırakacak ve hayatını artık düzene sokacaktın.

Lakin Pazartesi yeni bir güne uyanacak ve düzene sokma planını biraz daha ertelemeye karar verecektin…


Üstteki hikaye tanıdık geldi mi size de? Yazıya başlamadan önce klasik bir beyaz yakalının hayatını düzene sokma çaresizliğini betimlemek istedim kendimce.

Birkaç ay önce, 2019’da Okuduğum 52 Kitap arasında da yer alan, Charles Duhigg’in Alışkanlıkların Gücü (Power of Habits) adlı kitabını bitirdim. Kitap, özel ve iş hayatımızda edindiğimiz alışkanlıkların oluşma sebeplerini ve alışkanlıkları nasıl değiştirebileceğimize yönelik ipuçlarını; gerçek hayattan örneklerle ve bilimsel araştırmalardan çıkan sonuçlarla harmanlayarak sade ve eğlenceli bir üslupla anlatıyor. Bireylerden küçük işletmelere, devletlerden büyük global firmalara kadar alışkanlıkların hayatımıza etki yaptığı görünmez alanları bir bir su üstüne çıkarıyor.

Kitaba göre bir alışkanlığın oluşması için alışkanlık döngüsündeki her aşamanın tamamlanması gerekiyor. Bu alışkanlık döngüsünün de üç adet aşaması bulunuyor:

  1. İşaret (Cue)
  2. Rutin (Routine)
  3. Ödül (Reward)

Gayet basit değil mi? Alışkanlık döngüsü bir “işaret” verilmesiyle başlıyor. Bu “işaret”in etkilediği bir “rutin”le devam ediyor. “Rutin” tamamlandıktan sonra bir “ödül” elde ediliyor ve döngü bir sonraki “işaret”e kadar bekliyor.

Döngüye baktığınızda bir şey anımsadınız mı? Şahsen ilk gördüğümde Pavlov’un köpeğiyle olan klasik koşullandırma deneyi aklıma gelmişti. Et kokusunu hissetmese bile Pavlov’un zili çalmasıyla ağzının suyu akan o saf köpek hani. Çoğu alışkanlık döngüsünün temelinde de benzer nöropsikolojik sebepler var.

Hepimizin yakından tanıdığı bir alışkanlık olduğu için, kendi sigara içme alışkanlık döngüm üzerine biraz değinmek istiyorum. Benim sigara içmeye yönelik alışkanlık döngüm şu şekilde oluyor:

  1. İşaret: Sigara içen biriyle aynı ortamda bulunmam
  2. Rutin: Benim de canımın çekmesiyle sigara içmem
  3. Ödül: Sigara dumanıyla aldığım ilk nefesin soluk boruma giderken verdiği o haz

Çoğu zaman birinci ya da ikinci sefer aldığım nefesten sonra içtiğim sigaranın bana hiç haz vermediğini fark ediyorum. Yani benim için aslında sigarayı bırakmak istemememin sebebi tamamen o bir iki nefeslik haz. Düzenli olmasa da yaklaşık 10 senedir sigara içen biriyim. Ama bu ödül vücuduma nikotinden daha sert işlemiş sanırım. Bunun farkına vardığımdan beri düzenli içmemeye özen gösteriyorum ama tamamen hayatımdan çıkarmak gerçekten zor. En azından artık sosyal içici olarak tanımlıyorum kendimi. Ama bu da yetmeyecektir. Daha radikal bir değişime gitmem gerektiğinin farkındayım.

Photo by Hesam Sameni on Unsplash

Kendimiz yararına radikal bir değişime gittiğimizde çoğu zaman başka radikal değişimlerin de oluşmasına sebep oluyoruz. En basitinden düzenli spor yapmaya başladığınızda kendinize daha çok dikkat ediyorsunuz. Daha sağlıklı gıdalar tüketmeye ve dengeli beslenmeye çalışıyorsunuz. Alkol ve sigaradan biraz daha uzaklaşıyor; uykunuzu yeterli düzeyde almaya özen gösteriyorsunuz. Zamanınızı daha verimli kullanmaya başlıyor ve boşa vakit geçirmemeye çalışıyorsunuz. İşte bu bile alışkanlıkların gücünü gösteren en güzel örneklerden.

Tamam, alışkanlıkların gücünü anladık da rutini niye övüyoruz?

Rutin kulağa hep kötü gelmiş bir kavram. Birkaç ay öncesine kadar bende de negatif bir ifade olarak algımda yer ediyordu. Neden rutine bu kadar kötü bir imaj çizilmiş pek anlayamadım. Belki siz beni aydınlatırsınız. Sanıyorum rutinin monotonlukla bir bağlantısı olduğu düşünülmesinden. Ya da o klişe “rutinin dışına çık” tarzı söylemlerden dolayı günah keçisi ilan ediliyor.

Ama toplumdaki algının aksine rutin hiç de kötü bir kavram değil. Eğer sağlıklı ve bizi geliştiren bir rutinimiz varsa bu, bize çok olumlu sonuçlar getirebilir. Hem fiziksel, hem ruhsal hem de zihinsel açıdan bedenimizi güçlendirebiliriz. Kişisel hedeflerimizi gerçekleştirmek için daha uygun bir zemin hazırlayabiliriz.

Beynimiz evrimimiz gereği belirsizlikten hoşlanmaz. Planlanmış ve öngörülebilir aktiviteler her zaman daha tercih edilesi olur. Vücudumuz her gün aynı saatte uyumayı ve aynı saatte uyanmayı sever. Aynı saatlerde yemek yemeyi isteriz ve öğün atlamayı genellikle tercih etmeyiz. Rutinler bizi düzene sokarak esas yapmamız gereken işler için vakit kazandırır. Sıkıcı işler hakkında düşünmek ve karar vermek için harcayacağımız sürede, kendimize daha çok vakit ayırırız. Bu da insan olarak bize daha çok üretebilme ve yaratıcı çözümler geliştirebilme olanağını sağlar. Sadece bu saydığım sebepler bile rutine övgü ve minnet duymamızı haklı kılar.

Peki alışkanlık döngüsündeki rutin neden bu kadar önemli? Çünkü rutin özünde bir alışkanlığın kendisini ifade eder. Kötü bir rutine sahipsek kötü bir alışkanlık elde ederiz. Sanıyorum hepimiz hayatımızdaki kötü alışkanlıklardan kurtulmayı zaman zaman istemişizdir. Ancak Duhigg’in de aktardığı üzere bir alışkanlık ortadan kaldırılmaz, sadece başka bir alışkanlıkla yer değiştirir.

 “Bireylerin, şirketlerin, hatta toplumların değişimi, ‘kilittaşı’ denen tek bir alışkanlığın değişmesiyle başlıyor genellikle. Ama biz bir alışkanlığı terketsek bile, beynimiz onu terketmiyor. Aslında beynimiz hiçbir alışkanlığı terketmiyor. Geri dönüşü önlemenin tek yolu, bizi harekete geçiren belli bir işareti ve sonunda belli bir ödülü olan başka bir rutin, yani başka bir alışkanlık edinmek.”

-Alışkanlıkların Gücü, Charles Duhigg

Kitap, alışkanlıklara ve rutine olan bakış açımı tamamen değiştirdi diyemem ancak bazı konularda farkındalığımı gerçekten arttırdığını çok rahat söyleyebilirim. Zamanınız varsa okumanızı mutlaka tavsiye ederim. Kitabın adına da başlığında yer verdiğim bu yazıyla birlikte aylardır üzerinde düşündüğüm alışkanlık ve rutin kavramlarını, kitaptan beslendiğim noktalarla birlikte ifade ettim. Şimdi izninizle bu uzun yazıyı bitirmenin rahatlığıyla gidip biraz rutinime döneyim. 🙂

Önceki yazıma aşağıdan ulaşabilirsiniz:

https://berkustunel.wordpress.com/2020/01/29/bizim-buyuk-caresizligimiz-ingilizce-konusmak/

Medium | LinkedIn | Web

Yayınlayan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.