Teknolojik Minimalizm ya da Sosyal Medyadan Neden Uzaklaştım?

Minimalism

Photo by Will Porada on Unsplash

Bu yazıyı yazmayı planlarken, yazmaya başlarken ve bitirirken anlatmak istediğim konu açıkçası devamlı farklı bir yöne doğru evrildi. Yazıyı kurgularken başta daha çok sosyal medyayı bırakma sebeplerimden bahsedecektim ancak yazmaya devam ettikçe aslında daha geniş bir kavrama değindiğimi fark ettim. Başlığı da bu yüzden cümle yapısı benzediği için Stanley Kubrick’in çok sevdiğim Dr. Strangelove or How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb filmine atıfta bulunmaya çalışarak koydum. Tavsiye ederim, soğuk savaş dönemini kara mizahla anlatan çok değerli bir kült film.

Tam tarihi hatırlamasam da yaklaşık 8 ay önce popüler sosyal medya platformlarındaki tüm hesaplarımı dondurdum. Bu kararı almama zemin hazırlayan birkaç noktayı sizinle paylaşmadan önce teknolojiyle olan yakın geçmişimi özetlemek istiyorum.

Evimize ilk masaüstü bilgisayarın girmesi 2003 yılına, ilk internetin bağlanması da sanıyorum 2005 yılına denk ediyordu. ADSL sistemi daha yeni hizmete sunulmaya başlanmıştı ve internet paketleri giderek daha da ucuz ve erişilebilir hale geliyordu. İnternetin pekala evimize girmesiyle ilk eposta hesabıyla (Hotmail), anlık yazışma uygulamalarıyla (ICQ, MSN Messenger sonradan ismi Windows Live), Wikipedi’den kaynak göstermeden yazılan kopyala/yapıştır ödevlerle, sohbet odaları ve daha bilumum şeyle hızlıca tanışmıştık. İnternet kafelerin altın çağını yaşadığı dönemlerdi.

Şahsi olarak ilk cep telefonuma (ikinci el Nokia 3310) 2007 yılında, ilk dizüstü bilgisayarıma (Samsung R518) 2010 yılında, ilk akıllı telefonuma (LG Nexus 4) da 2013 yılında üniversite birinci sınıftayken sahip olmuştum. 2007 yılında Steve Jobs’ın o ünlü videosunda iPhone’u lans ederek akıllı telefon pazarının oluşmaya başlamasını göz önünde bulundurursanız, Batı’da ikamet eden orta gelirli bir ailenin çocuğu olarak teknolojiyi oldukça geriden takip ettiğimi söyleyebilirim. Yaşıtlarımın lise yıllarında yavaş yavaş edindiği akıllı telefonların aksine ben Teknoloji Adaptasyon Yaşam Döngüsünde (Technology Adaptation Lifecycle) genellikle Late Majority (Geç Çoğunluk) diliminde yer almışımdır.

lifecycle
ondigitalmarketing.com

Hala da çoğunlukla bu dilimde yer almaya devam ediyorum. Bu dilimde yer almam, ilk zamanlar geleneksel bir düşünce yapımın olması ve maddi imkanlarımın el vermemesi gibi sosyoekonomik sebeplerden olsa da şu anki durum bunun tam zıttı. Teknolojik gelişmeleri yakından takip eden ve uygulamaya çalışan, yeniliklere oldukça açık, kolay adapte olan bir karakterimin olduğunu düşünmeme karşın bazı durumlarda biraz geleneksel düşündüğümü ya da açıkçası pek de bazı gelişmelere değer vermediğimi kabul ediyorum. Çoğunlukla tüketici elektroniğindeki gelişmeler için bu söylediklerim. Teknolojiyle olan geçmiş ilişkimin detaylarından bahsederek bir zaman yolculuğu yaptıktan sonra yazının asıl noktasına gelebilirim.

Ergenliği tamamlayıp daha aklıselim düşünmeye başladığım yıllarda minimalizm ile bir internet içeriği sayesinde tanışmıştım. Daha ortada Netflix kullanan yoktu ve Minimalism belgeseli henüz yayınlanmamıştı. Minimalizme kısaca değinmek gerekirse; az X ile özü yakalamayı ve yaşamı sadeleştirmeyi savunan felsefi bir akım ve düşünce tarzı olarak özetleyebiliriz. X’in yerine istediğinizi koyabilirsiniz. Bahsettiğim belgeseli izlemediyseniz bu arada kesinlikle öneririm. Bu düşünceyi benimsedikten sonra hayatımının neredeyse her alanında uygulamaya başladım. Kullandığım kırtasiye malzemelerinden, giydiğim kıyafetlere, elektronik ürünlerden, telefonumda bulunan uygulamalara ve hatta tükettiğim gıdalardan sosyal ilişkilerime kadar her şeyi mümkün mertebe sadeleştirerek büyük bir dönüşüm içine girdim ve hala da bunun içindeyim.

Peki teknolojik minimalizm ne anlama geliyor? Tıpkı genel manadaki minimalizme paralel olarak yaşamımızı kolaylaştıran teknolojik hizmet ve ürünlerin üretiminin, dağıtımının ve kullanımının sadeleştirilmesini savunuyor. Yazılımın dünyayı yemeye devam ettiği ve etrafımızdaki her şeyin “akıllı” olmaya başladığı bir çağda teknolojik minimalist olmak gerçekten çok akıldışı ve bağnazca geliyor olabilir ancak bunu bir teknoloji karşıtlığı olarak değerlendirmemek gerekiyor. Aksine geliştirilen teknolojilerin biz kullanıcılara ve dünyaya sağlayacağı faydayı maksimize etmeyi, getirdiği zararlardan olabildiğince korunmayı, yaşamımızı kolaylaştırmayı ve daha kaliteli hale getirmeyi amaçlıyor.

Kendisi de bir minimalist olan Steve Jobs da aslında teknolojide minimalizmi savunan en ünlü kişilerden biriydi. Lansman yaptığı iPhone, içerdiği benzersiz özellikler nedeniyle belki o güne kadar üretilen en yenilikçi ve minimalist teknolojik üründü. Büyük bir teknoloji pazarının ve bunları besleyen alt pazarların açılmasına yol açtı. Maalesef kapitalist rekabet sisteminin kar odaklı o çirkin yapısı sonucunda Apple da Steve Jobs’ın değer odaklı vizyonundan saptı. Neredeyse her sene ufak birkaç özellik ekleyerek ve bazen de çıkartarak yeni bir ürün lans eden o büyük teknoloji devlerinin dünyamıza ne kadar zarar verdiğini az çok tahmin ediyorsunuzdur ama bu başka bir yazının konusu.

Teknolojik minimalizmin yanında bir de dijital minimalizm mevzusu var. Aynı teknolojik ürün ve hizmetlerde olduğu gibi dijital dünyadaki ürün ve hizmetlerde de minimalist bir anlayış yer alıyor. Çevrimiçindeyken klavyeye her tuşladığımızda, ekrana her dokunduğumuzda veya sesimizi akıllı asistanlar aracılığıyla her ilettiğimizde dijital ayak izimizi bırakıyor ve dış dünyaya bir yığın veri iletiyoruz. Bu veriler toplanıp işlenerek önümüze reklam/pazarlama mesajı olarak geri geliyor ve satın alma alışkanlıklarımızı ve hatta karar verme aşamalarımızı giderek daha da manipüle ediyor. Bu planların da en yoğun olarak yapıldığı yerler tabii ki kullanıcılara veya tüketicilere en rahat ulaşılabilen ve herhangi bir üyelik ücreti ödemediğimiz sosyal medya platformları oluyor. Hatta Facebook’un Cambridge Analytica skandalı gibi seçimlere bile yön verilebiliyor.

Eğer ürün için para ödemiyorsan, ürün sensin. -Anonim

İşte bu noktada dijital minimalizm yoluyla bu manipülasyonların önüne bir nebze geçebilmek mümkün. En azından şimdilik. Dijital minimalizm de aynı teknolojik minimalizmde olduğu gibi çevrimiçi dijital platformlarda daha az kişisel veri paylaşarak, daha az ve öz içerik oluşturarak, daha az fotoğraf/video/hikaye koyarak yani kısaca daha sınırlı kullanarak (ya da tercihen hiç kullanmayarak) dijital yaşamımızı sadeleştirmeyi savunan bir görüş olarak karşımıza çıkıyor.

Sosyal medyadan uzaklaşmamın birçok sebebi var ama bir başlık altında toplamak gerekirse temelinde bu düşünce yatıyor. Instagram, Facebook, Twitter ve bir dönem Snapchat’i yoğun olarak kullanan biri olarak şu an tüm hesaplarım inaktif. Hesaplarımı dondurmadan önce 2008 yılından beri kullandığım Facebook’ta 2000’e yakın arkadaşım (sorsan 50 kişiyi ancak sayabilirim…), 2010 yılından beri kullandığım Twitter’da 800+ ve 2012 yılından beri kullandığım Instagram’da 1000+ takipçim vardı. Bunların yanında yılların getirdiği fotoğraf, video ve gönderi arşivi de yer alıyordu. Tabii ki bu bir gecede alınmış bir karar değildi.

Sosyal medyadan uzaklaşmam nasıl oldu, aşama aşama anlatıyorum:

  • Dijital minimalizm daha nedir bilmez iken, 2018’in ilk çeyreğinde sosyal medya platformlarında çok fazla vakit geçirdiğim için telefonumdaki sosyal medya uygulamalarının bildirimlerini kapadım. Daha az bildirim daha az kullanıma teşvik demekti.

Harvard’da yayınlanan bir makaleye göre ekranda gördüğümüz her yeni bildirim beynimizde kokain kullanmanın ve para kazanmanın etki ettiği noktalarda kimyasal bir tepkimeye sebep olarak dopamin hormonu seviyemizi arttırıyor ve bize kısa soluklu bir haz veriyor. Beynimizi ne kadar bu tarz bildirimlere maruz bırakırsak, bu bildirimler o kadar alışkanlık yapıyor ve bir noktada bağımlısı oluyoruz. Bir noktada ekranda alıştığımız ve bir derecede bağımlı olduğumuz bu bildirimleri görmediğiniz zaman mutsuz, huzursuz hissetmeye ve ötesinde depresif olmaya başlıyoruz. Yani hem zamanımızı yiyor hem de sağlığımızı tehdit ediyor bu bildirimler. İşte tüm bunların önüne geçmek için bu kararı verdim.

  • Daha sonra aldığım bu karardan cesaretle eposta uygulaması dışında Whatsapp dahil telefonumdaki tüm uygulamaların bildirimlerini kapadım.
  • Artık pek kullanmadığım Twitter’ı telefonumdan kaldırdım, ilgimi çekmemeye başlamıştı. Bilgisayarımdan da girmek pek aklıma gelmediği için Twitter hesabımı tamamen dondurdum.
  • Sıra Facebook’a gelmişti. Öncelikle Facebook Messenger’ı, daha sonrasında da ana uygulamayı telefonumdan kaldırdım. Birkaç hafta sonra da tüm verilerimin gönderilmesini talep edip hesabımı dondurdum.
  • En sonunda artık hiç gönderi paylaşmadığım Instagram hesabımı da dondurarak telefonumdan uygulamayı sildim.

Kendi çapımda oldukça sağlıklı bir dijital sadeleşmeye gittiğimi düşünüyorum. Aldığım kararlardan şimdilik çok memnunum. Bu platformlardan uzaklaşarak kazandığım zamanı; daha önemli konular üzerine düşünmeye, daha çok okumaya ve yazmaya, kendimi daha çok tanımaya ve sosyal ilişkilerime daha çok önem vermeye artık ayırıyorum.

Şu an LinkedIn, Youtube ve Medium dışında popüler bir sosyal medya platformunu kullanmıyorum. Bu platformları da insanlarla bağlantıda olmak, ilgilendiğim çeşitli konular üzerine kendimi geliştirmek ve yazı yazmak amacıyla kullanıyorum. Bu süreçte zamanı verimli kullanma konusunda da gelişme kaydettiğimi hissediyorum. Bu platformları da şu an faydaları zararlarına ağır bastığı için kullanıyorum. Ancak tersi durumun yaşandığını hissetmem durumunda bir sadeleşmeye daha gidebilirim.

Sosyal medya platformlarının bugüne kadar şahsıma ve dünyamıza olan katkılarını yadsıyamam. Bu platformlar aracılığıyla birçok olumlu ilerleme ve gelişme de yaşandı. Durdurulamaz bir şekilde de yaşanmaya devam ediyor. Ancak büyük teknoloji devlerinin dünyayı şekillendireceğinin, etik ve ahlaki bir çok sorunu filizlendireceğinin ve çok büyük ihtimalle daha distopik senaryolara yol açacağının konuşulduğu bu yüzyılda olası tehditlerden korunmak için dijital minimalizmi benimsemek ve sosyal medya kullanımını sadeleştirmek çok kritik bir öneme sahip olabilir.

Serdar Kuzuoğlu’nun belirttiği gibi sosyal medyayla meşgul olmak bir fakir eğlencesine dönüşecek mi bilmiyorum ama dijital dünyanın karanlık etkilerinin daha da gün yüzüne çıkacağı yakın gelecekte yeni trend ve hatta yeni norm sosyal medya kullanmamak olabilir.

Yayınlayan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.